othello1OTHELLO KALESİ:

14'üncü Yüzyılda Lüzinyanlar tarafından inşa edilen Othello Kalesi, Mağusa kentinin ana girişlerinden biri olarak kullanılıyordu. Kale girişi üzerinde asılı olan St. Mark Aslanı kabartmasının altında kaleyi yeniden biçimlendiren kaptan Nicolo Foscari'nin adı ve 1492 tarihi görülmektedir.

Etrafı derin bir hendekle çevrili olan Kale'nin yapısında kuleler ve topçu bataryalarıyla biten koridorlar bulunmaktadır. Kale avlusunda bir kısmı Osmanlılara, bir kısmı İspanyollara ait toplar, demir gülleler ve taş gülleler de bulunmaktadır. Kara Kapısı bir Ravelin'le (yarım ay şeklindeki tabya) korunmuştur. Buradaki geçitler ve top yuvalarına ek olarak bir şapel ve zindan olarak kullanılan yeraltı odaları bulunmaktadır.

AKKULE MESCİDİ KRAL MEZARLARI ST. BARNABAS İKON VE ARKEOLOJİ MÜZESİ
AYA EPİPHANİOS BAZİLİKASI KUTUP OSMAN TÜRBE VE TEKKESİ St. BARNABAS MANASTIRI
AYİA ZONİ KİLİSESİ LALA MUSTAFA PAŞA CAMİİ ( St. Nicholas Katedrali) St. FRANCİS KİLİSESİ
BİZANS SU SARNICI LATİN St. GEORGE KİLİSESİ ST. GEORGE GREK KİLİSESİ
CAFER PAŞA ÇEŞMESİ MAĞUSA MEDRESE BİNASI ST. NİKOLAS KİLİSESİ
CAFER PAŞA HAMAMI MAĞUSA SURLARI SU DEPOSU
CANBULAT TÜRBE VE MÜZESİ (ARSENAL TABYASI) MARAŞ AYİOS YUANNİS KİLİSESİ İKON MÜZESİ ŞAM MÜFTÜSÜ MEHMET ÖMER EFENDİ TÜRBESİ
CELLARGA TOPLU MEZARLARI MUSTAFA PAŞA CAMİSİ (STAVROS KİLİSESİ) TABAKHANE MESCİDİ
ÇANAKKALE ŞEHİTLİĞİ MUSTAFA ZÜHRÜ EFENDİ TÜRBESİ TARİHİ TÜRK MEZARLIĞI
DENİZ KAPISI (PORTA DEL MARE) NAMIK KEMAL ZİNDANI VE MÜZESİ TOPHANE (MARTINENGO TABYASI)
ENKOMİ (Alasia) NESTORYEN KİLİSESİ VENEDİK SARAYI
ERMENİ KİLİSESİ NİKOKREON ANITI VİKTORİA HAVUZU VE FISKİYESİ
İKİZ KİLİSELER OTHELLO KALESİ YENİÇERİ EFENDİSİ MEHMET EFENDİ'NİN MEZARI
KARA KAPISI (RAVELİN) PERTEV PAŞA'NIN MEZARI YIKIK KİLİSELER
KARMELİTE KİLİSESİ ROMA VİLLASI YİRMİSEKİZ ÇELEBİ TÜRBESİ
KERTİKLİ HAMAM SALAMİS ANTİK KENTİ ZEUS TAPINAĞI
KIZIL HAMAM SİNAN PAŞA CAMİİ (St. Peter ve St. Paul Kilisesi) TARİHİ CÜMBEZ AĞACI
KOMPANAPETRA BAZİLİKASI ST. ANNA KİLİSESİ KIBRIS'TA İLK TREN

 

OTHELLO KALESİ:
14'üncü Yüzyılda Lüzinyanlar tarafından inşa edilen Othello Kalesi, Mağusa kentinin ana girişlerinden biri olarak kullanılıyordu. Kale girişi üzerinde asılı olan St. Mark Aslanı kabartmasının altında kaleyi yeniden biçimlendiren kaptan Nicolo Foscari'nin adı ve 1492 tarihi görülmektedir. Etrafı derin bir hendekle çevrili olan Kale'nin yapısında kuleler ve topçu bataryalarıyla biten koridorlar bulunmaktadır. Kale avlusunda bir kısmı Osmanlılara, bir kısmı İspanyollara ait toplar, demir gülleler ve taş gülleler de bulunmaktadır. Kara Kapısı bir Ravelin'le (yarım ay şeklindeki tabya) korunmuştur. Buradaki geçitler ve top yuvalarına ek olarak bir şapel ve zindan olarak kullanılan yeraltı odaları bulunmaktadır.

Kalenin bugünkü adı, İngiliz döneminde kullanılmaya başlanmıştır. Sheakespeare'in ünlü trajedyasının bir bölümü Kıbrıs'ta bir liman kentinde geçmektedir. Oyunun kahramanı Othello, Faslı (Moor) biri olarak tanıtılır. Yazarın, adanın Venedikli valisinin soyadının anlamı 'Moor' olan Christophoro Moro'nun adını duyduğu ve yanılarak onun bir Faslı olduğunu düşündüğü sanılmaktadır.

Kale içerisinde bulunan salon günümüzde bir çok sanat ve kültürel etkinliğe evsahipliği yapmaktadır. Gazimağusa Belediyesi'nin düzenlediği geleneksel Mağusa Kültür, Sanat ve Turizm Festivali'nin de birçok etkinliği burada olmuştur.

 

LALA MUSTAFA PAŞA CAMİİ ( St. Nicholas Katedrali)
Lüzinyanlar döneminde, 1298 - 1312 yılları arasında inşa edilen yapı, tüm Akdeniz dünyasının en güzel Gotik yapılarındandır. Lüzinyan kralları, önce Lefkoşa'da St. Sophia Katedrali'nde Kıbrıs Kralı, sonra da Mağusa'da St. Nicholas Katedrali'nde Kudüs Kralı olarak taç giyerlerdi. 1571 yılında cami haline getirilene dek, bu törenler yapılagelmiştir. Katedralin en güzel ve en iyi korunmuş olan batı cephesinin mimarisi Fransa'daki Reims Katedralinden etkilenmiştir. Gotik tarzda işlemeli eşsiz bir penceresi bulunan katedralin 16'ıncı yüzyıl Venedik galerisi avluda yer almakta ve günümüzde şadırvan olarak kullanılmaktadır. Girişteki yuvarlak pencerelerin üzerinde bir Venedik arması görülmektedir. Bazı hayvan figürleriyle süslü kabartmanın Salamis'teki bir tapınaktan geldiği sanılmaktadır. Katedralin apsiti, çoğu Kıbrıs kiliselerinde olduğu gibi, Doğu üslubunda ve üç bölmelidir.

 Yukarıdaki pencereler iyi korunmuş olup, batı cephesinde ve yanda iki şapel bulunmaktadır. Yapının önünde bulunan tarihi cümbez ağacı adanın kuzeyinde çok az bulunmakta olan tropik bir incir türüdür. (Ficus Sycomorus). Bu ağacın, inşaat başladığı zaman dikildiği ve katedral ile yaşıt olduğunu söylenmektedir. Ağacın en belirgin özelliği yılda yedi kez meyve vermesidir.

 

VENEDİK SARAYI (Proveditore Sarayı):
13'üncü yüzyılda Lusignanlar tarafından Kraliyet Sarayı olarak inşa edilen yapı, Namık Kemal Meydanı'nın batısında yer almaktadır. II.Peter"in 1369 yılında başlayan saltanatına kadar Kıbrıs Kralları bu sarayda otururlardı. Deprem sonucu yıkılan bu saraydan günümüze, 16'ıncı yüzyılın başlarından kalma "L" biçimindeki bir yapıya sahip batı kısmı ve Salamis'ten getirilen dört sütunun taşımakta olduğu üç kemerli giriş gelebilmiştir. Ortadaki kemerin üst başında, 1552 yılında Kıbrıs'ta yönetici olan yüzbaşı Giovanni Renier'in arması bulunmaktadır.

NAMIK KEMAL ZİNDANI VE MÜZESİ
Namık Kemal Meydanı'nın batısındaki Venedik Sarayı'nın avlusunda yer alan, dikdörtgen planlı ve iki katlı bir yapıdır. Tek olan hücrenin kapısı Venedik Sarayı'nın avlusuna açılmaktadır. Üst kattaki dikdörtgen planlı odanın önünde bir sahın bulunmaktadır. Namık Kemal, "Vatan yahut Silistre" oyununun 9 Nisan 1873 tarihinde İstanbul Gedik Paşa tiyatrosunda oynanmasından sonra 5 Nisan 1873 tarihinde Kıbrıs'a sürülmüştü. Önceleri alt kattaki zindana kapatılan şair, bir süre sonra Kıbrıs Mutasarrıfı Veyis Paşa'nın izni ile üst kata çıkarıldı. 3 Haziran 1876 tarihinde de V. Murat tarafından affedilerek İstanbul'a geri döndü. "Namık Kemal zindanı ve Müzesi"nin restorasyon ve çevre düzenleme çalışmaları 1993 yılında Eski Eserler ve Müzeler Dairesi Rölöve ve Restorasyon Şubesi tarafından gerçekleştirilerek ziyarete açıldı.

 

St. FRANCİS KİLİSESİ
Kıbrıs'a 1226 yıllarında gelen ve bir ara pek çok araziye sahip oldukları bilinen Franciscan tarikatına bağlı keşişler tarafından kurulan manastırın bir bölümüdür. Del Proveditore Sarayı'nın yanında yer almaktadır. Yapı, Kıbrıs Kralı II. Henry'nin yardımıyla yapılmıştır. Üç bölümlü bir nef ve bunun sonundaki çok güzel bir koro kısmından oluşmaktadır. Şu anda harabe olan kilisenin en önemli bölümü, bir zamanlar içerisinde sunak ve bir kısmı 1314-1447 yıllarına ait mezar taşlarının bulunduğu güney şapelidir.

SİNAN PAŞA CAMİİ (St. Peter ve St. Paul Kilisesi)
Bu binanın 1360 yılında Suriyeli bir tüccar olan Simone Nostrano tarafından yaptırıldığı duvarındaki bir yazıda belirtilmesine rağmen, kiliseyi Simon adlı bir Nestoryen Hristiyanın yaptırdığı bilindiğinden, yazıyla ilgili yanlış bir bilginin sözkonusu olduğu düşünülmektedir. 1571 yılındaki bombardımana rağmen, sağlam yapısı ile ayakta kalabilmiştir. Eşsiz bir taş işçiliğine sahip kuzeydeki girişin başka bir yerden getirildiği düşünülmektedir. Binanın içi oldukça sade olup, tavanı düz başlıklı sütunlara oturtulmuştur. Osmanlılar, adadaki hakimiyetleri döneminde binayı cami olarak kullanmaya başlamışlardır. İngiliz Dönemi'nde patates, hububat v.b. amaçlar için ambar olarak kullanılması nedeniyle Buğday Camisi olarak da anılmaya başlandı.

 

NESTORYEN KİLİSESİ
Mağusa'da yaşayan Suriyeliler (Keldaniler) için Françis Lakhas isimli Suriyeli bir tüccar tarafından 1339 yılında yaptırılmıştır. Kilisede deve resimleri ve Nestoryenlerin dini törenlerinde kullandıkları dil olan Süryanice yazılar vardır. Çan kulesi ve yan bölümler sonradan eklenmiştir. Giriş çok sade olup, üzerinde güzel bir gül pencere bulunmaktadır. Teraslı tavan süslü dirseklerle desteklenmiştir.

Bu kilise Ortodoks Rumlara teslim edildikten sonra adı "Ayios Georgihios Ksorinos" (Sürgüncü Aya Yorgi) olarak değiştirildi. Bu konu ile ilgili günümüze kadar gelen bir de inanış vardır. Düşmanlarından kurtulmak isteyen bir kimsenin bu kilisenin döşemesinden bir miktar toprak veya toz alıp düşmanının evine bırakması halinde sözkonusu kişinin bir yıl içerisinde öleceğine veya adayı terkedeceğine inanılmaktadır.

LATİN St. GEORGE KİLİSESİ
13. yy. sonlarında inşa edilmiş, Gotik üslubun güzel örneklerindendir. Salamis yıkıntılarından getirilen malzemelerin kullanıldığı, mimarisinde Paris'teki St. Chapelle kilisesinden esinlenildiği düşünülmektedir. Beş bölümlü bir nefi olup, bir koro yeri de bulunmaktadır. Günümüze kadar ulaşan bu koro yeri ve kuzey duvarıdır. Geniş ve uzun pencereleri bir zamanlar Gotik oymalarla süslüydü. Kilisenin şehrin surlarının yapımından önce inşa edildiği, sur özelliği taşıyan yapısından anlaşılmaktadır.

 

İKİZ KİLİSELER ( Templar ve Hospitaler Kilisesi)
14. yy'da inşa edilmiş olan iki kiliseden büyük olan Templar şövalyelerine aittir. Templar şövalyeliği 1313 yılında Papa tarafından kaldırılınca kilise bitişikteki binaya sahip olan Hospitaler şövalyelerine kalmıştır. Günümüzde restore edilerek Kıbrıs Sanat Derneği olarak kullanılmaya başlanmıştır.


MAĞUSA SURLARI
1489 yılına dek Mağusa şehrini çevreleyen Lüzinyan surları, çok yüksek olmalarına karşın, ince bir yapıya sahiptiler. Ardından Kıbrıs'ı ele geçiren Venedikliler, özellikle Osmanlılara karşı önlem almak ve surları ateşli silahlara karşı sağlamlaştırmak amacıyla 1550'li yıllarda Venedikten getirilen mühendis Giovanni Girolamo Sanmichele ile kaptan Nikolao Foskanini tarafından elden geçirilir. Özellikle deniz tarafındaki surlar, Martinengo Tabyası ve Kara Kapısı bu dönemde inşa edilmiştir. Ayrıca surun şehir dışındaki kısmına 46 m genişliğinde hendek açılarak içerisi su ile doldurulmuştur. İri kesme taştan inşa edilen 3 km uzunluğundaki bu surların yüksekliği 18 m, genişliği bazı yerlerde 9 m kadardır. Duvarlarda, burçlar, kapılar, rampalar, mangallar, cephanelik, depo ve ahırlar bulunmaktadır. Surlardaki kuleler şöyle anılmaktadır: Sur duvarlarlarında yer alan ve isimlendirilmiş 14 kule vardır. Bu kulelerin isimleri;

1. Canbulat (Arsenal),
2. Deniz Kapısı Burcu (Mare),
3. Othello (Castelle),
4. Halkalı Mazgal (Signoria),
5. Karpaz Tabya (Diamante),
6. Şehit Tabya (Mozzo),
7. Tophane (Martinengo),
8. Pulocazaro,
9. Moratto,
10. Diocare,
11. Kara Kapısı (Akkule-Ravelin),
12. Altın Burcu (Santa Napa),
13. Su Burcu (Andurizzi),
14. Halkalı Tabya (Campo Santo)dır.

 

Ayrıca bir iç kale olarak Othello binası ve orjinal iki giriş kapısı olarak Kara Kapısı (Ravelin) ve Deniz Kapısı (Porta del Mare) yer almaktadır. Mağusa'nın Osmanlılar tarafından fethi sırasında harap olan surlar, fetih sonrası Osmanlılarca onarılmıştır.

 

KARA KAPISI (RAVELİN)
Mağusa şehrine girişi sağlayan orjinal iki şehir kapısından biri olan yapının orjinal ismi "Yarım Ay Şeklinde Tabya" anlamındaki Ravelin'dir. Kara Kapısı, surların Othello Kalesinden sonra en eski kısmıdır. Bugünkü köprü ile giriş yeni olup, eskiden kule yanındaki bir top yuvasının içinden geçilmekteydi.
Orjinal kapı bugünkü girişin solunda, iner - kalkar bir köprüye sahipti. Şehre bakan kısmında kemerli bir geçit yer alır. Bu geçitin her iki yanında duvar freskleri, armalar ve küçük bir de kilise bulunmaktadır. Burada yapılan kazılar sonucunda geçitler, top yuvaları ile ilginç bölme ve galeriler açığa çıkarılmıştır. Kemerli geçidin şehre bakan tarafında Venedikliler zamanında zindan olarak kullanılan yeraltı odaları bulunmaktadır.


TOPHANE (MARTINENGO TABYASI)
Üçgen şeklinde bir plana sahip olup, askeri mimarinin güzel örneklerinden biri olan Tophane,
1550 - 1559 yılları arasında Venedikli mimar Giovanni Sammichele tarafından inşa edilmiştir. Tonozlu bölmeler içinde barut dumanının çıkmasına ve havalandırmaya yarayan bacalarla, duvarlarında barut fıçıları ile top Güllelerini koymaya yarayan küçük hücreler bulunmaktadır. Osmanlılara karşı Kıbrıs'a takviye olarak gönderilen Venedik kuvvetlerine komuta eden Martinengo yolda ölünce, Mağusa'ya getirilir. Venedikliler çok sevilen komutanın hatırasına, bu tabyaya onun adını verirler.

 

DENİZ KAPISI (PORTA DEL MARE):

Mağusa'ya girişi sağlayan orijinal şehir kapılarından biridir. Çok güzel bir mimari yapıya sahip olup iyi korunmuş durumdadır. 1496 yılında Venedikli Nicolo Prioli tarafından inşa ettirilmiştir. Demirle kaplı ahşap kapı, Türkler zamanından, demir parmaklıklı kapı ise Venedikliler zamanından kalmadır. Kapının üst kısmında, mermer üzerine işlenmiş Venedik Cumhuriyeti'nin amblemi kanatlı aslan, Nicolo Prioli'nin adı ve arması, 1496 tarihi görülmektedir. Mermerin Salamis'ten getirildiği sanılmaktadır.

CANBULAT TÜRBE VE MÜZESİ (ARSENAL TABYASI)
Kilis Sancak Beyi olan Canbulat Beyin, Kıbrıs'ın fethine karar verildiğinde, hazırlanan kuvvetler arasına dahil edilmesi önerilir. Lefkoşa'nın Osmanlılarca fethinde üstün yararları görüldüğünden, 1570'te Mağusa'yı kuşatan Osmanlı ordusunda, İskender Paşa ve Deniz Paşa ile birlikte yeniden görevlendirilir.

 

Orjinal adı Arsenal tabyası olan mevkide şehit düştüğü inancıyla türbesi buradaki tabyanın altında bulunmaktadır. Zamanla yıpranan bina 1968 yılında yeniden inşa edilerek ön kısmı da bir müzeye dönüştürülmüştür. Halen müzede etnografik ve arkeolojik eserler sergilenmektedir.

KERTİKLİ HAMAM
Surlariçi Naim Efendi Sokakta yer alan bir Osmanlı devri yapısıdır. Bu hamam kubbeleriyle ilgi çekmektedir. Yapı, üzeri kubbe ile örtülü altı odadan, odaların arkasında tonozla örtülü bir su deposundan ve soyunmalık olduğuna inanılan üst örtüsü yıkık kısımlardan oluşmaktadır.

AKKULE MESCİDİ
Orijinal Kara Kapısına ulaşılan kemerli geçidin şehre bakan tarafında yer almaktadır. Kesme taştan yapılmış olan Mescid burada görevli muhafızlar için inşa edilmiştir. Mescidin orijinal kapısı harap olduğundan 18'inci Yüzyıl'da yeniden yapılmıştır. Kapının üst kısmında bulunan mermer üzerinde 1619 tarihi ve Kuran'dan bir ayet (LXXII/18) kayıtlıdır.

YİRMİSEKİZ ÇELEBİ TÜRBESİ
Türbe Sinan Paşa Camisi avlusunda yer almaktadır. Yirmisekiz Çelebi 18'inci yüzyılda yaşamış ünlü bir Türk diplomattı. Asıl adı Mehmet Faiz'dir. "Yirmisekiz Çelebi" lakabı Yeniçeri Ocağının 28'inci ortasında yetiştiği için verilmiştir. 1720 yılında Paris Büyükelçiliğine atandı ve 11 ay sonra geri döndü. Bu dönemdeki "Paris Sefaretnamesi" adlı eseri büyük yankı uyandı. Bu eser ayni zamanda Ingiltere'de de ilgi gördü. Paris'ten döndükten bir süre sonra Mısır'a görevli olarak atandı. Bu sıralarda (1730 yılında) çıkan Patrona Halil isyanına adı karıştığı için görevinden alınarak Kıbrıs'a sürgüne gönderildi. 1732 yılında Mağusa'da öldü ve şimdiki yerine gömüldü.


YENİÇERİ EFENDİSİ MEHMET EFENDİ'NİN MEZARI
Sinan Paşa Camisinin avlusunun güneyinde bulunmaktadır. 1724 yılında Mağusa'da ölmüştür.


CAFER PAŞA ÇEŞMESİ
Namık Kemal Meydanı'nın Kuzeybatı köşesindedir. Klasik Osmanlı yapı özelliklerini taşıyan çeşme ilkin Venedik Sarayı'nın önünde yer almaktaydı. Bu çeşmenin yıkılması üzerine şimdiki çeşme inşa edilmişve eski çeşmeye ait mermer kitabe buraya monte edilmiştir. Çeşmenin yazıtında Hicri-1005 (1597) tarihi okunmaktadır.


MUSTAFA ZÜHRÜ EFENDİ TÜRBESİ
Lala Mustafa Paşa Camisi'nin avlusundadır. Bu türbede 1903 yılında ölen ve İmam Hatip ve Kavanin azalığı yapan Mustafa Zührü Efendi gömülüdür. Günümüze hiçbir değişime uğramadan gelen tek türbedir. Dört kemer üzerine oturan bir kubbesi ve kemer açıklıklarını kapatmak için yerleştirilen tek kapılı demir parmaklıkları vardır.


ŞAM MÜFTÜSÜ MEHMET ÖMER EFENDİ TÜRBESİ
Lala Mustafa Paşa Camisinin avlusundadır. Klasik Osmanlı türbe mimarisinin tipik örneklerindendir. Yanlarındaki sivri kemerleri ve türbeyi örten kubbesi dikkat çekicidir. Tamir edilmesi nedeniyle mimari özelliklerinden çok şey kaybeden türbe bugün değişik amaçlarla kullanılmaktadır. Bu türbenin imam ve müderis olan İbrahim Efendi'ye ait olma olasılığı üzerinde de durulmaktadır.

 


KIZIL HAMAM
Mağusa'daki Osmanlı dönemine ait üç hamamdan birisidir. Akkule Girişi'nin kuzeybatısında yer almaktadır. Günümüze sadece temel kalıntıları gelebilmiştir. Hamamın değişik bölümleri temel kalıntıları izlenerek belirlenebilmektedir.


MAĞUSA MEDRESE BİNASI
Namık Kemal Meydanı'nın doğusunda olup kesme taştan yapılmış küçük bir binadır. İnşa tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Ancak gerek cörttenleri, gerek yapı tarzı ve gerekse mimari elemanları bakımından tipik bir Osmanlı yapısı olduğu söylenebilir.


MARAŞ AYİOS YUANNİS KİLİSESİ İKON MÜZESİ
Maraş bölgesinde yer alan kilise 1960 yılında inşa edilmiştir.Kilisenin birikon müzesi olarak düzenlenmesi çalışmalarına 1994 yılında başlanmış ve 2 Mayıs 1995 tarihinde ziyarete açılmıştır. Kilisede sergilenen ikonların büyük bir bölümü bu kiliseye ait olmasına karşın çok az bir bölümü çevredeki kiliselerden toplanmış olanlardır.


ERMENİ KİLİSESİ
Lusignan dönemi öncesinde Kıbrıs'a yerleşmiş olan Ermeniler'in Kıbrısta biri Lefkoşa'da , diğeri ise Mağusa'da iki Piskoposları vardı. M.S. 14'üncü Yüzyılda yapılan kilisenin içerisinde akustiği sağlamak amacı ile tavana küpler yerleştirilmiştir. Suriçi Somuncuoğlu Sokakta yer alan kilisenin duvarlarında zamanla kısmen tahrip olmuş duvar resimleri ve Ermenice yazılar bulunmaktadır.


TARİHİ TÜRK MEZARLIĞI
Kara Kapısı karşısındaki mezarlıkta görülen türbeler 17'inci Yüzyıla aittir. Bu türbelerin şehrin ileri gelenlerine ait olduğuna inanılmaktadır.


KUTUP OSMAN TÜRBE VE TEKKESİ
Mağusa surları dışında Namık Kemal Lisesi yanında yer almaktadır. Bu Türbe Halvetiye Tarikatı'nın Kıbrıs'taki kurucusu Kutup Osman Fazlullah Efendiye aittir. Kutup Osman, Halvetiye Tarikatı mensuplarından Şeyh Fazlullah Efendi'nin oğlu olup Bulgaristan'ın Şumnu kasabasında doğmuştur. Ulema sınıfından olup ilahiyatın muğlak yönlerini çözmeye yarayacak bir çok eserleri vardır. Devrin padişahı olan IV. Mehmet kendisine sarayda imamlık ve eğitmenlik görevleri vermiştir. Kendini çekemeyenlerin ittirasına uğrayarak 1690 yılında Mağusaya sürgüne gönderilmiş, bir yıl sonra da burada vefat etmiştir. Zaman aşımı ile izi kaybolmaya yüz tutan türbesi Elhaç Seyid Mehmet Ağa tarafından 1824 yılında yeni baştan inşa ettirilerek türbenin yanına bir mescit ile tarikat mensuplarının ikameti için de bazı odalar eklenmiştir. Mezarının 1835 tarihli ahşap kitabesi şu anda Cambulat Müzesinde sergilenmektedir.


ÇANAKKALE ŞEHİTLİĞİ
Mağusa'daki Türk mezarlığında bulunan şehitlikte 33 mezar bulunmaktadır. Buradaki mezar taşları, Birinci Dünya Savaşı sırasında fngilizlertarafından Süveyş Kanalı ile Çanakkale cephesinde esiredilerek Mağusa'daki Karakol esirkampına getirildikten sonra gerek kötü muamele, gerekse firara teşebbüs gerekçesi ile şehit edilen Türk askerlerine aittir. Bugün şehitlikteki sembolik 33 mezarda, esirler arasındaki sanatkarlar tarafından oyularak yapılmış yazıtlı ve bir bölümü bezemeli mezar taşları bulunmaktadır. Mezartaşlarının en eskisi 24.11.1916 , en yenisi ise 8 veya 18 Şubat 1920 tarihlidir. Şehitlerin anısını yaşatmak için Kıbrıs Türk Federe Devleti'nin 5'inci Kuruluş yıldönümü olan 13 Şubat 1980 tarihinde buraya bir anıt dikilmiştir.


PERTEV PAŞA'NIN MEZARI
Osmanlıların Kıbrıs'ı fethi sırasında şehit düşen Pertev Paşa'nın orijinal mezarı Mağusa'nın Maraş semtinde yer almaktaydı. Orijinal mezarın Rumlartarafından yıkılması üzerine 1950 yılında ve sonrasında yeniden yapılmıştı. 1974 Barış harekatı sonrası hiçbir izi bulunmayan mezarın olduğu yere Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı tarafından şimdiki anıt dikilmiştir. Bu an ıtta "Kitap" ve "Sur" birlikte simgelenmektedir. Bu düşüncenin bilim ile askerliğin dayanışmasından ve Pertev Paşa'nın kale fatihi olmasından kaynaklandığı belirtilmektedir.

 

ST. NİKOLAS KİLİSESİ
14'üncü veya 15'inci yüzyıllarda Bizans stilinde yapılmış küçük bir kilisedir. Suriçi Gündüz Tezel sokakta bulunan kilise şu anda harabe durumundadır.

 

AYİA ZONİ KİLİSESİ
Bizans stilinde 14'üncü veya 15'inci yüzyıllarda yapılmış bu kilise Meryem Ana'ya adanmıştır. Duvarlarında fresk izleri bulunmaktadır. Kilise yanında bulunduğu St. Nikolas Kilisesi ile benzerlikler göstermektedir.

ST. GEORGE GREK KİLİSESİ
Oldukça büyük ve güzel bir yapıdır. Güney tarafında iki apseli ve duvarlarında resim izleri bulunan küçük bir Bizans katedralinin kalıntıları yer almaktadır. Bu kilise birzamanlar Ortodoxlartarafından kullanılmıştır. Bazı kaynaklarda Salamis Başpiskobosu St. Epiphanios'un (MS. 310- 406) tüm mücevheratları ile burada gömülü olduğu öne sürülmektedir.

MUSTAFA PAŞA CAMİSİ (STAVROS KİLİSESİ)
Suriçi Mustafa Paşa Sokakta yer alan yapı 16'ıncı yüzyılda inşa edilmiştir. Beşiktonozlu ve batısında güzel işlenmiş bir girişi vardır. Osmanlıların Kıbrıs'ı ele geçirmelerinden sonra mihrap ve minber ilave edilerek camiye dönüştürülmüştür. Avlusunda Osmanlı dönemine ait üç mezar bulunmaktadır.

 

YIKIK KİLİSELER
28'inci M. Çelebi Sokakta yer alan bu kiliselerin 14'üncü yüzyıla ait oldukları sanılmaktadır. Hangi tarikat tarafından kullanıldıkları bilinmemektedir.


ST. ANNA KİLİSESİ
Suriçi Somuncuoğlu Sokta yer alan Lüzinyan Dönemi'ne ait iyi korunmuş bir kilisedir. Alışılmışın dışında bir çan kulesine sahiptir.


TABAKHANE MESCİDİ
Suriçi Somuncuoğlu Sokta yer alan 16'ıncı yüzyıla ait bu yapıda tonozlara akustiği sağlamak amacıyla testiler konmuştur. Mağusa'nın Osmanlılar tarafından fethinden sonra Mescid olarak kullanılmaya başlanmış daha sönra ise terkedilmiştir.


KARMELİTE KİLİSESİ
12'inci Yüzyılda Suriye'deki Karmel dağında kurulan Karmel tarikatına aittir. Bu tarikata rahibe olarak hizmet verem Azize Mary'nin adı bu kiliseye verilmiştir. Kesin inşa tarihi bilinmemeyen bu yapı Suriçi Somuncuoğlu Sokta bulunmaktadır.

CAFER PAŞA HAMAMI
Namık Kemal Meydanının kuzey batısındadır. Evkaf Dairesi arşivindeki belgelerde 1601 yılında inşa edildiği kayıtlıdır. Lusignan dönemine ait St. Fransis Kilisesi'nin avlusunda bulunan yapı kesme taştan yapılmıştır. Plan ve mimari üslubu (ılıklık ve sıcaklık bölümleri) Osmanlı dönemi yapı özelliklerini yansıtmaktadır. Sadece "Soyunmalık" odası Orta Çağa ait St. Fransis kilisesinin orjinal odalarından birisidir. Güney duvarındaki basık birkapıdan girilen bu odanın üstü haçtonozla örtülüdür. Tavanın ortasında ve duvarda bulunan üç pencere ile aydınlanmaktadır. Soyunmalık bölümünün kuzey duvarında bulunan bir kapıdan yarım tonozla örtülü "L" planlı bir ara geçide ve buradan da hamamın ılıklık bölümüne girilmektedir. Ilıklığın üstü beşik tonozla örtülüdür. Ilıklıktaki bir kapıdan hamamın sıcaklık bölümüne girilmektedir. Sıcaklık bölümünde kubbeli bir orta mekana açılan tonozlu dört Eyvan ve dört köşede kubbeli birer oda (Halvet) bulunmaktadır.


VİKTORİA HAVUZU VE FISKİYESİ
Mağusa'daki Hayvanat Bahçesi içerisindedir. Viktoria havuzu ve içerisindeki fıskiye şeklindeki anıt 1897 yılında İngiliz Dönemi'nde yapılmıştır. İngiltere Kraliçesi I.Viktoria'nın hizmetinin ellinci yılında (1887) birinci jübilesi ve altmışıncı yılında da (1897) ikinci jübilesi yapılmıştı. Altmış dört yıl boyunca Büyük Britanya ve Irlanda Kraliçeliği ile Hindistan Imparatoriçeliği yapan Viktoria'ya duyulan sevgi ve bağlılık göstergesi olarak anısına kalıcı nitelikte sayısız eserler inşa edilmiş, çeşitli etkinlikler yapılmıştır. Kıbrıs'ta da Kraliçe Viktoria'nın anısına şu anda Mağusa'daki Hayvanat Bahçesi olarak kullanılan alana bir havuz ve içerisine de anıt şeklinde bir fıskiye yapılmıştır.

SU DEPOSU
Gazimağusa Belediye Sarayı karşısında Çamlık Yolu üzerindedir. İngiltere Kraliçesi I. Viktoria'nın altmışıncı hizmetyılında yaptığı ikincijübilesinde, kendisine karşı gösterilen sevgive bağlılığın birgöstergesi olarakhizmetesokulmuştur. Günümüzde fonksiyonunu yitirmiş olan yapı yalnızca biranıt olarak ayakta durmaktadır. 1991 yılında Gazimağusa Belediyesi ve Mimarlar Odası tarafından korumaya alınmış ve aynı yıl içerisinde burdaki koruluğa yüzlerce fidan ekilerek zenginleştirilmiştir.

SALAMİS KENTİ

SALAMİS:
Şehir Bronz Çağı sonlarında başlayan göçler sırasında, Anadolu'dan gelen kavimler ve bunlara Yunanistan'dan gelerek Kilikya'da katılan Akalar tarafından kurulmuştur . Truva kahramanlarından ve Salamis adası kralı Telamon'un oğlu Tefkros . şehrin kurucusu olarak bilinmektedir. M.Ö. 707 yılında gerçekleşen Asur hakimiyetinden sonra M.Ö. 560 yılında bastırılan sikkelerden, Salamis kralı Evelthon'un adanın idaresini ele geçirdiği anlaşılmaktadır. M.Ö. 499 yılında Atinalı Kimon'un Kıbrıs'taki Pers hakimiyetine son vermek için düzenlediği sefer başarısızlıkla son bulmuş ve Kimon'un ölümü üzerine Atinalılar, Kıbrıs'ı alma girişiminden vazgeçmişlerdir. Bundan sonra Fenikeli idareciler başa geçer, fakat ticaret ve diğer konularda gerileme başlar. M.Ö. 411 yılında Tefkros ailesinin üyelerinden Evagoras, Salamis krallığını ele geçirir.

Tüm adayı hakimiyeti altına almak isteyince Salamis şehri Persler tarafından kuşatılır ve Evagoras Pers Krallığına vergi ödemek zorunda bırakılır. Bu durum İskender devrine dek sürer. İskender döneminde Salamis kralı olan Pyntagoras, İskender'e askeri yardımlarda bulunduğundan kendisine Tamusus şehri verilerek ödüllendirilir. İskender'in ölümü sonrasında Salamis sürekli el değiştirir. M.Ö. 294 yılında zor şartlar altında Kıbrıs'ı alan Ptoleme Krallığı idaresi sırasında ada huzura kavuşur ve bu tarihten itibaren Salamis baş şehir olma niteliğini kazanır. Kentin bu parlak dönemi Roma egemenliği süresince de devam eder. Günümüzdeki kalıntıların çoğu Roma dönemine aittir. Roma idaresi altında şehrin bir halk meclisi, bir senato ve ihtiyar meclisi bulunmaktadır. M.S. 76 ve 77 yıllarındaki depremler ve M.S.116 yılındaki Yahudi isyanları ile şehir epeyce tahrip olur. Daha sonra ada Antakya vilayetine bağlanır ve Salamis limanı, Suriye gemilerince ilk uğrak limanı olduğundan, şehirde bir ferahlama görülür. M.S. 232 ve 342 yıllarındaki depremler yazık ki şehre yine büyük zararlar verir. Bundan sonra Bizans İmparatoru Konstantinus şehri küçük bir planda inşa ettirerek, Konstantinus adını verir. Şehir Kıbrıs'ın baş şehri olarak Baf'ın yerini alır. Daha sonra şehir M.S. 647 yılındaki Arap akınları ve yer sarsıntıları nedeniyle terkedilerek, bugünkü Mağusa şehrini oluşturan bölgeye halk göç etmek durumunda kalır.

TARİHİ YERLER
Mimari Kalıntıları:

SUR VE LİMANLAR

Şehrin kuzey, güney ve batı kesimlerinde yer alan surların yanısıra, şehir merkezini çevreleyen ikinci bir surun varlığı da tespit edilmiştir.Şehrin merkezini çevreleyen surların, M.S.7 yy.'daki Arap akınlarına karşı inşa edilmiş olabileceği düşünülebilir. Şehrin güney - doğusunda Salamis şehrinin en eski limanı yer almaktadır.Bu limanın kuzey ve güneyi suni dalgakıranlar ile korunmaktadır. Geç Roma devrinde kullanılan ikinci limanı ise şehrin kuzeyindedir. Bu iki limanın dışında Demetius tarafından kullanılmış olan üçüncü bir limandan da bahsedilmektedir.

GİMNAZİUM: (Spor Alanı)
Güney girişindeki döşeme üzerindeki yazıttan anlaşıldığı üzere, şehrin kuzeyinde şimdiki Roma Gimnaziumunun bulunduğu yerde Helenistik devre tarihlenen bir Gimnaziummevcuttur. Doğu revağında da burasının bir zamanlar bahçe olarak kullanıldığını gösteren bir yazıt bulunmaktadır. Yer sarsıntıları sonucu yıkımlar olması nedeniyle Gimnazium Augustus döneminde tamir ettirilmiş ve bir de doğu revağı eklenmiştir. Dört tarafı kronit başlıklı sütunlu revaklarla çevrili alanın kuzey ve güney uçlarına ilave edilen birer yüzme havuzunun etrafında heykeller yer almaktadır. Günümüzde kuzey yüzme havuzunun etrafında bulunan heykeller M.S 2. yy'a aittir. M.S. 332 ve 342 yıllarındaki depremlerle yeniden yıkılan Gimnazium, Erken Bizans devrinde Konstatinus tarafından Salamis hamamları olarak yeniden inşa edilir.

TİYATRO:
Gimnazium'un güneyinde yer alan yapı muhtemelen Augustus döneminde inşa edilmiştir. M.S. 4. yy'daki yer sarsıntıları ile yıkılan tiyatronun taşları hamamların inşasında yapı malzemesi olarak kullanılmıştır. Tiyatro, sahne binası, orkestra ve oturma yerlerini içerir. Kapasitesi 15 bin seyirciye karşılık düşer. Sahne binası oyuncular tarafından soyunma-giyinme yeri ve fon işlevi göstermektedir. Freskler, heykel ve sütunlarla süslü bu görkemli yapının günümüze dek sadece temelleri gelebilmiştir. Orta kısmındaki orkestranın ortasında Dionysos'a adanmış bir sunak ve Marcus Avurelius Commedus ile Caesar Contanstinus ve Caesar Maksimianus'a adanmış yazılı iki altlık vardır. Oturma yerleri 50'den fazla sıra ihtiva etmesine karşın, bir kısmı günümüze dek gelebilmiştir. Orta kısımdaki boşluk şeref locasıdır. Oturma yerlerinin bir kısmı yeniden restore edilerek inşa edilmiştir.

ROMA VİLLASI:
Tiyatronun güneyinde yer almaktadır.Bir zamanlar iki katlı olan bu yapı, sütunlu bir giriş , bir iç avlu , geniş bir oturma odasından meydana gelmiştir. Öteki odalar avlunun iki yanında yer alır. Kazı sırasında burada, merkezi bir figürün etrafını çevreleyen, hayvan tasvirleri ile bezenmiş mozaik döşemeli bir platform tesbit edilmiştir.

BİZANS SU SARNICI:
Roma villasının güney doğusunda yer alan huni biçimli bu sarnıç, üç bölmeden oluşur. Bir bölmede M.S. 6. yy'a ait duvar resimleri ve yazılar bulunmuştur. Şu anda harap vaziyetteki ana pano, kuş, balık ve su bitkilerinden oluşan su sahnesi ve İsa başı bulunan bir madalyon ile süslüdür.

KOMPANAPETRA BAZİLİKASI:
Bazilika 4.yy'da inşa edilmiştir. Çevresi sütunlarla sarılı, su kuyusu olan bir avlu ve orta ve yan kısımlardan oluşur. Orta bölümde piskoposun kürsüsü ve rahip yerleri bulunur. Apsitin arkasında hamamı da olduğu anlaşılan bir kalıntı grubu daha vardır. Odalardan birinin oldukça göz alıcı bir yer döşemesi mozaik vardır.

AYA EPİPHANİOS BAZİLİKASI:
Kıbrıs'ın bilinen en büyük bazilikası olan bu yapı geçmişte Salamis'in Metropolitan kilisesidir. Piskopos Epiphanios'un görev süresinde yapıldığı (368 - 403) bilinmektedir. Epiphanios'un mermerden yapılmış mezarı burada bulunmaktadır. Bazilika ondörtlü iki sütun dizisi ile 3 ayrı bölüme ayrılmıştır. Apsitte piskopos ve rahiplerin oturduğu sıralar yer alır. Bu bölümün iki yanındaki odalar rahiplerin cübbelerini giymeleri ve ayin sırasında kullanılan eşyaların saklanması için kullanılmaktadır. Vaftiz odasının döşeme seviyesinin altındaki ısıtma sistemi, kış aylarında vaftiz için sıcak su kullanıldığını göstermektedir. Kalıntılar, 7. yy'daki Arap istilasının ardından, güney tarafında ikinci bir küçük kilisenin inşa edildiğini gösterir.

SU DEPOSU - VOUTA:
M.S. 627-640 yılları arasında (Bizans Dönemi) tarihlenen bu bölümde, kanallarla Kythrea'dan (Değirmenlik) gelen su burada biriktirilmektedir. Bugün halen su kemerlerinin kalıntıları göze çarpmaktadır. Tavanı taşıyan ayakların uzun duvarlardan çıkan iri dirseklerle desteklenmiş olduğu görülmektedir.

AGORA (Taş Forum / Pazar Yeri):
Bu yapı su deposunun güneyindedir. Ortadaki boş alan ve bunun çevresindeki dükkanlardan oluşan bu mekanın Salamis'in hem toplantı hem de alışveriş merkezi olduğu anlaşılmaktadır. Augustus döneminde restore edildiği ele geçen bir Latince kitabeden anlaşılmaktadır. Agoranın iki yanındaki sütunlu revaklar güneş ve yağmurdan koruma vazifesi görüyorlardı. Bunlardan sadece biri ayaktadır.

ZEUS TAPINAĞI:
Salamis şehrinin ana tapınağı olabileceğine inanılan bu yapının az bir kısmı günümüze dek gelebilmiştir. Agora'nın güney ucunda bulunan tapınağa, basamaklarla ulaşılmaktadır. Yapılan kazılarda ele geçen bir kitabede mabedin Augustus'un karısı Livia şerefine Zeus Olympios'a ithaf edilmiş olduğu belirtilmektedir.


KRAL MEZARLARI:
Yaklaşık olarak 4 mil karelik bir alanda bulunan Salamis Nekropol'u, Enkomi'den Salamis ormanının batı ucu ve St. Barnabas Manastırına dek uzanır. Açığa çıkarılan mezarlar arasında görülen bir kısım mezarlar yapısal biçimler ve zengin buluntularından dolayı Kral mezarları diye adlandırılmıştır. Başlıca mimari özellikleri, mezar odası önünde yer alan geniş, uzun ve meyilli alanlardır. Burada cenaze arabasını çeken atlar ölünün şerefine kurban edilip, yağ, şarap veya bal dolu küpler burada sıralanmaktadır. Araştırmalar mezarların M.Ö. 8. yy'da yapıldıklarını ve M.S. 4. yy'a değin kullanıldıklarını gösterir. Özellikle 47, 50 ve 79 nolu kral mezarlarında zengin buluntulara rastlanmıştır. Bunlardan 50 nolu mezar, St. Catherine'e adanan küçük bir kilise olarak da kullanılmaktadır. Hıristiyanlık dinini benimseyen St. Catherine'in Salamis yöneticisi dayısı tarafından buraya hapsedildiğine inanıldığından, St. Catherine Hapishanesi olarak da anılmaktadır. Yapılan kazılarda, mezarların içinde çeşitli çanak, çömlek, tunç ve fil dişi nesneler ve kurban edilmiş atların iskeletlerine rastlanmıştır.


CELLARGA TOPLU MEZARLARI:
Salamis Nekroplu'nun bir bölümünü oluşturan bu toplu mezarlar, Kral mezarlarının yaklaşık 500 m güney doğusunda yer alan, dönemin yoksul halkına ait olan toplu bir nekropol alanıdır. Yaklaşık 120 tane mezar tesbiti yapılmış olan bu alanın M.Ö.8. yy ve M.Ö. 4. yy arasında kullanıldığı belirlenmiştir. Girişleri iri taş levhalarla kapanan mezarların önünde, kayaya oyulmuş basamaklar göze çarpar. Zamanla dolan mezar alanında ilk yapılan mezarların çeşitli yerlerine baca şeklinde alanlara sahip mezarlar açılmış, M.Ö. 4. yy'dan sonra ise kullanılmamaya başlanmıştır. Mezarların önlerinde yakılan ateşlerin külleri içinde karşılaşılan, hayvan, heykel, çanak - çömlek kalıntıları buralarda kurban törenleri ve ziyafetler yapıldığı izlenimini vermektedir.


NİKOKREON ANITI:
Salamis Nekropolu dahilinde yer alan bu anıtın Salamis'in son kralı Nikokreon adına inşa edilmiş olabileceği düşünülmektedir. Kaynaklara göre son kral Nikokreon, Ptolemeos'a teslim olmaktansa intihar etmiş, karısı da ailesini öldürüp, sarayı yaktıktan sonra intihar etmiştir. Kademeli basamaklarla çıkılan platformun ortasında bir ocak ve bunun içinde o döneme ait demir çubuk, taş ve topraktan heykeller bulunmuştur. Bulunan bu az pişmiş topraktan yapılmış heykeller, geç devre ait Klasik Yunan heykel sanatı özelliklerini taşımaktadırlar.

St. BARNABAS MANASTIRI:
Salamis'te doğmuş Yahudi bir ailenin oğlu olan, St. Barnabas, Kudüs'te eğitim gördükten sonraKıbrıs'a döner ve Hıristiyanlığı yaymak için M.S.45 yılında St. Paul ile çalışmaya başlar. Bu faaliyetlerden dolayı vatandaşları tarafından öldürülüp, cesedi denize atılmak üzere bir bataklığa saklanır. St. Barnabas'ın öğrencileri olayları izleyip, cesedi Salamis'in batısında bir yeraltı mağarasına gömerler ve göğsüne de St.Mathews'un yaptığı incilin kopyasını koyarlar. Cesedin yeri bilinmediğinden uzun yıllar gizli kalır. 432 yıl sonra piskopos Anthemios, mezarı rüyasında gördüğünü söyleyerek, açılmasını ister. Mezar açıldığında St. Mathews incili dolayısıyla, St. Barnabas teşhis edilmiş olur. Bu keşif sonrasında Piskopos, İstanbul'a giderek İmparator Zeno'yu bilgilendirir ve Kıbrıs kilisesinin özerkliğini kazanır. İmparator, gömütün bulunduğu yerde bir manastır inşası için yeterince bağışta bulunur. Manastır M.S. 477'de inşa edilir. Manastır bir kilise, avlu ve avlunun üç yanında bir zamanlar papazların yaşadığı odalardan meydana gelmiştir.

St. Barnabas İkon ve Arkeoloji Müzesi:
St. Barnabas kilisesinde çoğunluğu 18. yy'dan kalma zengin bir ikon koleksiyonu bulunmaktadır. Manastırın avlusunda bulunan bazalt değirmen Enkomi yerleşim bölgesinden, diğer sütun ve taşlar ise Salamis'ten gelmiştir. Papazların yaşamlarını sürdürdüğü odalar ise restore edilerek bir Arkeoloji müzesi haline getirilmiştir. Müzede Kıbrıs'ın Neolitik Döneminden Roma Dönemine dek geniş bir çizgideki tarihsel sürece ait çeşitli eserleri görebilmek mümkündür. Ayrıca tunç ve mermer eserler de müzede sergilenmektedir.

ENGOMİ (Alasia):
Günümüzdeki Enkomi (Tuzla) köyü yakınlarında yer alan ve Alasia diye de bilinen antik Enkomi şehri M.Ö. 2000'li yıllara tarihlendirilmektedir. Yapılan kazılarda, şehrin ilk dönemlerde Mısır etkisinde kaldığı, sonraları Miken etki alanına girdiği anlaşılmaktadır. Surlarla çevrili olan bu yerleşim yerinde ölüler, evlerinin tabanına hediyeleri ile birlikte gömülmektedirler. Şehre ızgara planının uygulandığı ve ilk kez yazının da burada ortaya çıktığı belirlenmiştir. Kült heykeli olarak görülen ve kuvvetli bir Hitit etkisi taşıyan tunçtan yapılma "Boynuzlu Tanrı Heykeli" de bu bölgede bulunmuştur. Ayrıca şehirde çok sayıda tunçtan yapılmış eserler ve bakır işleme atölyelerini işaretleyen bakır artıkları bulunmuştur. Eskiden bir liman şehri olan Enkomi'nin yanından geçen Pedios (Kanlıdere) nehrinin, şehrin limanını alüvyonlar ile doldurması, depremlerin olumsuz etkileri ve Akaların 12. yy.'dan sonra sürekli tehdit etmeleri sonucu bölge terkedilerek bir daha kullanılmamıştır.

 

KENT'İN İKİ SEMBOLÜ

KIBRIS'TA İLK TREN LOKOMOTİFİ
Kıbrıs'ta tren ilk defa İngiliz İdaresi döneminde kullanıldı. Kıbrıs'ta kullanılan lokomotifi bir İngiliz şirketi olan "Hamslet" imal etti. İlk proje ve ön çalışma 1899 yılında başlatıldı. Tren ise ilk seferini 1904 yılında Yüzbaşı Pirchard R.E. yönetiminde Lefkoşa-Mağusa arasında yaptı. 

Tren seferleri 1916 yılına kadar Lefkoşa-Mağusa arasında, sonra Güzelyurt ve 1932 yılından sonra da Lefke'ye kadar yapılıyordu. Tren, Lefkoşa-Mağusa arası 51 mil olan mesafeyi iki saatte gerçekleştirirken yol boyunca dört istasyonda durmaktaydı. Bugün Lefkoşa'da Peyak ambarlarının bulunduğu yer tren istasyonu, karşısındaki kesme taştan kemerli bina da istasyon müdürünün ikametgahı idi. Mağusa'daki istasyon binası ise surların dışında bulunan şimdiki Kaza Tapu Dairesi olarak kullanılan (1974 öncesi Polis Karakolu) alanda idi.Bu bina tren istasyonunun bir bölümü idi. Büyük avlunun içerisinde de tamir atölyesi yer almakta idi. Tren hizmete girdikten sonra ticaret ve turizm gibi ekonomik alanlarda da gelişmeler kaydedildi. Mağusa limanının önemli derecede ticaret ve yolcu trafıği bakımından gelişmiş olması ve daha kısa bir sürede adanın belli yerlerine ulaşımın sağlanması ile meydana gelen turist artışı, trenin sağladığı katkılar olarak gösterilebilmektedir. Özellikle tren hattının Lefke ve Trodos dağlarının yamaçlarına kadar uzatılması, Trodos'da turistik nitelikli otellerin yapılmasına neden oldu. Bu durum da doğal olarak turist sayısının artışını sağlayan etkenlerden biri olmuştur. 1940-1945 savaş yıllarında trenin sık sık kullanılması yıpranmasına neden oldu. Yıpranan trenin tamir edilmesi için 400 bin Kıbrıs Liralık bir bütçeye gereksinim vardı. Bu bütçenin ayrılmasını göze alamayan hükümet, aynı zamanda karayollarının da gelişmesiyle artan motorlu araç sayısı gerekçesi ile trenle yolcu ve yük taşımasına son verdi. Kıbrıs'ta ilk kez çalıştırılan tren şu anda Mağusa'daki Kaza ve Tapu Dairesi'nin avlusunda sergilenmektedir. Tren üzerinde (1) rakamı ve İngilizce yazılı şu ibare bulunmaktadır. "THIS WAS THE FIRST LOCOMOTIVE TO BE IMPORTED INTO CYPRUS. IT WAS USED DURING THE CONSTRUCTION OF THE GOVERNMENT RAILWAY AND THERE AFTER IN IT'S OPERATION FROM 1904-1951"

1372 Yılında Venediklilerle Cenvizlilerin Cumber ağacı
altında kavgalarını yansıtan bir çizim.

TARİHİ CÜMBEZ AĞACI

Bilinen adı : Cümbez Ağacı evya Tropikal İncir
Botanik adı : Ficus Soycomorus veya Minimal Deciduos.
Bulunduğu Yer : Lala Mustafa Paşa Camü avlusu, Gazimağusa
Çevresi : Tabandan 1.30 metre yükseklikte 4.95 metre
Boyu : 15 m.
Tepe Şekli : Çok geniş tepelidir.
Tahmini yaşı : 702 (2000 yılı itibarı ile)

Özellikleri :
Ağacın katedralin inşaatına başladığı 1298 yılında dikildiği söylenmektedir. Gövdesi 2.70 metreden sonra 7 dala ayrılır. Kıbrıs'ta yaşadığı bilinen en yaşlı ve canlı ağaçtır.Yılda yedi kez meyve veren ağaç katedralin önüne büyüleyici bir gölge verir.

Kökleri Doğu Afrika'ya ulaşan ağaç, güzel bir meyveye sahip olması, sıcak yerler için yarı kapalı gölge bir mekan oluşturma özelliği ve mobilya yapımı için değerli kerestesinin olması nedeniyle eski Mısır'lılar döneminden beri yörede önemliydi. Ağacın meyvelerine halk arasında Firavun meyvesi denmesi belki de buna bağlanabilir.

Yaşamı boyunca birkaç dönem şubat ayında yapraklarını dökmesi ağacın öldüğü izlenimini vermişti. Fakat yaprakların bir ay içinde geri gelmesi ve ağaçın koyu yeşil yapraklarla yeniden canlanması insanları hayretler içinde bırakmıştı. Eski papirüs çizimlerinde meyvesinin çizimleri yer almaktaydı. Meyveyi yarmak için kullanılan ve eski Mısırlılar tarafından keşfedilmiş bıçak, bu meyvenin olgunlaşmasını hızlandırmaktaydı. Meyveyi yarmak önceleri, içindeki sineklerin, böceklerin kaçması için düşünülmüştü. Ancak bu yöntemle ethilen gazının üretilmesi sonucu meyve olgunlaşıyordu.

Görünüşüne bakılarak birkaç yüzyıl daha katedralin bu ağacı koruyabileceği düşüncesine kapılmak oldukca sevindiricidir. Cümbez ağacı, ada tarihini anlatan en yaşlı canlıdır. Tanıklık ettiği yüzlerce olay var: Katedral önünde ses çıkaran zırhlar içindeki Lüzinyan Silahşörleri, çekirge belası, Venedik inşaatcıları, 1571 yılındaki bombardıman, birçok deprem, son yapılan meydan düzenlemeleri ve daha yüzlerce olay... Ve daha göreceği birçok sahne...


Trip Rent a carKıbrıs Oto KiralamaKıbrıs Araç KiralamaNoyanlar Estateİnce EstateTüp Bebek KıbrısTüp Bebek Merkezi - KıbrısTosbik